Spor

[SPOR][bsummary]

Teknoloji

[teknoloji][bigposts]

Eğlence

[EĞLENCE][twocolumns]

2021 Oscar Ödülleri’nde Yarışabilecek En İyi 10 Film


Sinema Sanatları ve Bilimleri Akademisi, ya da bilinen adıyla Akademi, vizyon ve çekim takvimlerini altüst eden koronavirüs salgınının getirdiği olağanüstü durumlara uyum sağlayabilmek için geçtiğimiz günlerde önemli kararlar aldı. Bu kararlar doğrultusunda, daha önce 28 Şubat 2021’de düzenleneceği açıklanan 2021 Oscar Ödülleri Töreni25 Nisan 2021‘e ertelendi.





Yeni alınan kararla birlikte 1 Ocak 2020-28 Şubat 2021 tarihleri arasında vizyona giren ya da dijital platformlarda yayınlanan filmler de Oscar için yarışma şansını elde edecek.





Salgın nedeniyle ertelenen ya da çekimleri durdurulan önemli filmlerin bu yıla yetişip yetişmeyeceği, Netflix ve Amazon gibi dijital platformlarda gösterilen filmlerin Oscar yarışını nasıl etkileyeceği merak konusu olurken; IndieWire, şu ana kadar çıkan yapımlardan yola çıkarak, 2021 Oscar Ödülleri’nde yarışabilecek en iyi 10 film ile ilgili bir liste hazırladı.





Listede Eliza Hittman’in beğeniyle karşılanan son filmi Never Rarely Sometimes Always, Universal’ın canavar hikâyelerini münferit filmlerle beyazperdeye taşımaya karar vermesi sonucunda ortaya çıkan ve gişede de büyük bir başarı elde eden Leigh Whannell imzalı The Invisible Man, Wendy and Lucy, Meek’s Cutoff ve Certain Women gibi kaliteli filmler çeken Kelly Reichardt’ın imzasını taşıyan First Cow, Pixar’ın yeni animasyon filmi Onward, Parasite için yürüttüğü başarılı Oscar kampanyası ile adından söz ettiren Neon’un haklarını satın aldığı Spaceship Earth, BlacKkKlansman ile ilk Oscar ödülünü kazanan usta yönetmen Spike Lee’nin yeni filmi Da 5 Bloods, ünlü yazar Shirley Jackson’ı odak noktasına alan Josephine Decker’ın yönettiği Shirley, Amazon Prime’da yayınlanmasından sonra özellikle sosyal medyada büyük ses getiren The Vast of Night gibi dikkat çekici yapımlar yer alıyor.





2021 Oscar Ödülleri’nde yarışabilecek en iyi 10 film ile ilgili bilgilere aşağıdan ulaşabilirsiniz.





Şu Ana Kadar Çıkan Yapımlardan 2021 Oscar Ödülleri’nde Yarışabilecek En İyi 10 Film





Crip Camp – James Lebrecht ve Nicole Newnham









Dünya prömiyerini yaptığı 2020 Sundance Film Festivali’nin ABD-Belgesel bölümünde Seyirci Ödülü’nü kazanan, En İyi Belgesel Oscarı’nı kazanan American Factory’nin yapımcıları olarak sinema dünyasında adından söz ettiren, bir dönem ABD başkanı olarak görev alan Barack Obama ve Michelle Obama’nın yapımcılığını üstlendiği Crip Camp, Woodstock yakınlarında yer alan, engelli gençlere özel harap bir yaz kampını mesken tutuyor. Çığır açan bu yaz kampının cesaretlendirdiği bir grup engelli genç, daha eşit bir dünyanın kapılarını açacak bir hareketin oluşturulmasına da yardımcı oluyor. Emmy Ödüllü Nicole Newnham ile film miksajcısı ve eski kampçı Jim LeBrecht’in yönettiği bu belgesel, 25 Mart‘ta Netflix’te yayınlandı, eleştirmenler ve izleyiciler tarafından beğeniyle karşılandı.





Swallow – Carlo Mirabella-Davis









Carlo Mirabella-Davis’in ilk uzun metrajına imza attığı, Haley Bennettin performansıyla öne çıkan Swallow, hamileliğinin ilk aylarındaki Hunter’ı odak noktasına alıyor. Hunter, tehlikeli nesneleri yutma arzusunun gitgide yükseldiğini ve buna karşı koyamadığını fark eder. Bir yandan eşi ve ailesinin gitgide artan denetim ve baskılarını göğüslemeye çalışırken bir yandan da onların desteğiyle takıntısının ardındaki karanlık sırrı açığa çıkarmaya çabalar.





Modern dünyanın baskılarını bir kadının bakış açısıyla anlatan filmin alamet-i farikası, ana karakterin yaşadığı psikolojik bunalımı çok iyi bir şekilde anlatması. Aslında konusuyla mayınlı bölgeye girebilecek bir potansiyele sahip olan film, bunu elinin tersine itiyor ve sadece ana karakterin psikolojine odaklanıyor. Bu açıdan psikolojik gerilim türünün hakkını veriyor film.





Never Rarely Sometimes Always – Eliza Hittman









İlk iki uzun metrajlısı It Felt Like Love ve Beach Rats ile hatırı sayılır bir başarı yakalayan Eliza Hittman’ın son filmi Never Rarely Sometimes Always, bu senenin en beğenilen, ödül sezonunun favorileri arasında gösterilen filmlerinden biri.





Sidney Flanigan ve Talia Ryder’ın başarılı performanslarıyla adından söz ettiren film, beklenmedik bir hamilelik sonucunda kürtaj olabilmek için Pennsylvania’dan New York City’ye giden iki genç kızın hikâyesini anlatıyor. Yaşadıkları eyalette kürtaj yasak olduğu için New York’a gelmek zorunda kalan genç kızlar, çok daha liberal bir şehir olduğu düşünülen New York’ta aynı baskıcı sistemin izlerine rastlıyor.





Film, dünyanın neresinde olursa olsun baskıcı sisteme maruz kalan kadınların yaşadıklarını etkili bir şekilde anlatıyor. Özellikle filme adını veren sahnenin, şimdiden unutulmazlar arasında yer aldığını sözlerimize ekleyelim.





The Assistant – Kitty Green









Başrolünde Ozark dizisiyle Emmy kazanan Julia Garner’ın yer aldığı, daha önce Ukraine Is Not a Brothel ve Casting JonBenet gibi ödüllü belgesellere imza atan Kitty Green’in ilk kurmaca filmi olan The Assistant. Zamanın ruhuyla paralellik kuran konusuyla dikkatleri üzerine çekiyor.





Julia Garner filmde mezun olduktan sonra büyük umutlarla girdiği iş yerinde erkek iş arkadaşları ve patronunun küçümseyici tavırlarıyla uğraşmak zorunda olan Rose adlı genç bir kadına hayat veriyor. Rose, zaman içerisinde güvenilir biri olmanın günümüzün kapitalist düzeninde pek bir kıymeti olmadığını yavaş yavaş fark etmeye başlarken. Yanında çalıştığı film yapımcısı hakkında keşfettiği gerçekler sonucunda sistemin tahmin ettiğinden bile daha fazla yozlaşmış olduğunu fark ediyor.





Dünya prömiyerini geçtiğimiz yıl Telluride Film Festivali’nde yapan film. aynı zamanda Sundance Film Festivali’nin daha önce de bir festivalde gösterilmiş filmlerden oluşan Spotlight bölümünde de gösterildi.





The Invisible Man – Leigh Whannell









Senarist ve oyuncu kimliğiyle tanınan, Insidious: Chapter 3 ile ilk uzun metrajını çektikten sonra. 2018 yapımı Upgrade ile yönetmenlik alanındaki hünerleri sergileyen, Saw serisinin yaratıcılarından Leigh Whannell, bu yıl çektiği The Invisible Man’le çok konuşuldu. Tam da zamanın ruhuna uygun bir korku filmi olan ve özelikle görsel efektleriyle öne çıkan The Invisible Man. Hollywood’da kadın hareketinin yükseldiği bir dönemde vizyona girdi ve Hollywood özelinde yaşanan olaylarla bir paralellik kurdu.





Elisabeth Moss, kendisini sürekli manipüle eden ve hayatını kendi istekleri doğrultusunda şekillendiren eşi Adrian’dan kaçan Cecilia’yı canlandırıyor. Hayatına çeki düzen vermek için önemli adımlar atan Cecilia. Adrian’ın intihar ettiğini öğrenmesinden sonra açıklanamaz birtakım olaylarla karşılaşıyor ve Adrian’ın gerçekten ölüp ölmediğini sorgulamaya başlıyor. Görünmeyen bir varlık tarafından sürekli rahatsız edildiğini söyleyen Cecilia. Adrian’ın ölmediğinden emin olduğu gibi sesini duyurma konusunda çevresindekileri bir türlü ikna etmeyi başaramıyor. Hatta çevresindeki birçok insan Cecilia’nın akıl sağlının yerinde olmadığını düşünüyor. Biz de izleyici olarak Cecilia’nın yaşadığı bu psikolojik duruma yakından tanık oluyoruz.





Emma. – Autumn de Wilde









Jane Austen’ın en sevilen eserleri arasında yer alan, daha önce defalarca sinemaya uyarlanan Emma. Beck ve Florence + the Machine gibi müzik gruplarının kliplerine imza atan Autumn de Wilde öncülüğünde yeniden karşımıza çıktı. Yeni Emma uyarlamasının başrolünde ise son yıllarda The Witch, Split. Thoroughbreds gibi filmlerle adından övgüyle söz ettiren Anya Taylor-Joy yer alıyor. Filmin oyuncu kadrosunda Bill Nighy, Gemma Whelan, Callum Turner, Josh O’Connor. Miranda Hart ve son yıllarda kariyer basamaklarını hızla tırmanan Johnny Flynn ile Mia Goth da yer alıyor.





Taylor-Joy’un Emma’yı canlandırdığı film, ürekli olarak arkadaşlarına ve sevdiklerine uygun eşler bulmaya çalışan, aşk ile ilgili aşırı romantik görüşleri yüzünden çoğu zaman olayları olduğu gibi göremeyen Emma’nın hikâyesini anlatıyor. Emma’nın bu çöpçatanlık girişimleri çoğu zaman aşkın filizlenmesiyle değil, eğlenceli talihsizliklerle sonuçlanıyor.





First Cow – Kelly Reichardt









Wendy and Lucy, Meek’s Cutoff ve Certain Women gibi filmlerle adından övgüyle söz ettiren Kelly Reichardt’ın. Jonathan Raymond’ın romanından sinemaya uyarladığı First Cow, izleyicileri 1820’lere götürüyor ve Amerikan kırsalında geçinmeye çalışan Cookie Figowitz ile King Lu’nun hikâyesini anlatıyor. Amerika’nın batısına seyahat edip Oregon’daki kürkçülere katılan Cookie, sadece Çinli bir göçmen olan King Lu ile bağ kurabiliyor. Birlikte bir işe girişen ikilinin başarısı bölgedeki bir zenginin pek kıymetli ineğine bağlı hâle geliyor. Telluride ve New York Film Festivali’ne konuk olan, 70. Berlin Film Festivali’nde de gösterilen filmin olumlu yorumlar alması Oscar şansını artırıyor.





The Way Back – Gavin O’Connor









The Accountant filminde birlikte çalışan Ben Affleck ve Gavin O’Connor. Alkol bağımlılığı ile boğuşan bir basketbol koçunun hikâyesini konu alan The Way Back filminde yeniden bir araya geldi. Filmde Ben Affleck, lisedeyken yıldızı parlak bir basketbol oyuncusu olan ancak yetişkinlik yıllarında trajik bir kayıp ve alkol bağımlılığı nedeniyle hayatı tepetaklak olan. Mezun olduğu lisenin basketbol koçunun ölmesinin ardından takımın başına geçen ve bu beklenmedik iş sayesinde hayatını düzene sokmak için elinden geleni ardına koymayan Jack Cunningham’a hayat veriyor. Performansıyla olumlu yorumlar alan Ben Affleck’in, ödül sezonunda şansı olabileceğinin sinyallerini veriyor.





True History of the Kelly Gang – Justin Kurzel









Cannes Film Festivali’nden ödülle dönen ilk uzun metraj filmi Snowtown‘la beyazperdeye etkili bir giriş yapan. 2015’de Macbeth uyarlamasını çeken, 2016 yılında aynı isimli popüler video oyunundan sinemaya uyarlanan. Assassin’s Creed filmiyle hayal kırıklığı yaratan Justin Kurzel, bu yıl sinemalarımıza konuk olan True History of the Kelly Gang ile beyazperdeye geri döndü.





Peter Carey’nin romanından uyarlanan True History of the Kelly Gang. 1870’lerin Avustralya’sına götürüyor ve uzun süre kanundan kaçmayı başaran Ned Kelly ve çetesinin hikâyesini anlatıyor. Filmin senaryosu Snowtown ve Berlin Syndrome ile tanınan Shaun Grant’e ait. Filmde Ned Kelly’e 11.22.63 ve Captain Fantastic gibi yapımlarla tanınan, özellikle Sam Mendes imzalı 1917 filmiyle kariyeri yükselişe geçen George MacKay hayat veriyor.





Saint Frances – Alex Thompson









İlk uzun metrajına imza atan Alex Thompson’ın yönetmenliğini üstlendiği. Kelly O’Sullivan’ın senaryosunu yazıp aynı zamanda başrolünde de yer aldığı Saint Frances, 2019 SXSW Film Festivali’nde prömiyerini yaptı. Bu yıl ABD’de izleyiciyle buluşan film, hiç beklemediği bir zamanda hamile kalan 34 yaşındaki Bridget’ı odak noktasına alıyor. Tam da bu dönemde Bridget, dadısı olduğu 6 yaşındaki Frances ile beklenmedik bir arkadaşlık kuruyor.





HASAN ÇELİK


Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme